BİR TOPLUMUN "İMDAT" ÇIĞLIĞI

ISPARTA 17.04.2026 - 00:32, Güncelleme: 17.04.2026 - 00:32
 

BİR TOPLUMUN "İMDAT" ÇIĞLIĞI

Şiddetin Sıradanlaşması: BİR TOPLUMUN "İMDAT" ÇIĞLIĞI Hakan Yaman yazdı   ​Son iki gün... İki farklı okul, patlayan silahlar ve yine gencecik kayıplar. Artık şiddet haberlerini okurken "istisna" diyemiyoruz. Çünkü şiddet, Türkiye’de bir istisna olmaktan çıkıp, her köşe başında pusuya yatmış bir "norm" haline gelmiş durumda. Sokakta yürürken, derste otururken ya da bir hastanede sıra beklerken can güvenliğimizin pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. ​Okul mu, Teksas mı? ​Şanlıurfa’da eski bir öğrencinin pompalı tüfekle okulu basıp 16 kişiyi yaralaması, buz dağının sadece görünen ve kana bulanan yüzüdür. Eylül 2023'ten bu yana okullarımızda 44 saldırı gerçekleşti; öğretmenler, öğrenciler öldü. Biz ise hala "öğretmenime dokunma" sloganlarıyla durumu kurtarmaya çalışıyoruz. ​Oysa çözüm teknik olarak çok basit: Devletin binalarını, vergi dairelerini, nüfus müdürlüklerini koruyan güvenlik personeli neden en kıymetlilerimizin, çocuklarımızın başında yok? 65 bin güvenlik görevlisinin maliyeti, affedilen yandaş vergilerinin yanında devede kulak kalırken, bu kaynağın ayrılmaması bir tercih meselesidir. Güvenliğin olmadığı yerde eğitim, korkunun olduğu yerde gelecek olmaz. ​Popülizm ve Cezasızlık Kültürü ​"Laga luga" yapmaya gerek yok; bu mesele sonuna kadar politiktir. Yasaları yapanların "oy kaygısıyla" çıkardığı aflar, sokakları suç makineleri için birer oyun parkına çevirdi. Altı kişiyi öldürüp yedinciyi öldürmek için dışarı çıkan bir katilin varlığı, hukuk sisteminin değil, o sistemi kuran iradenin iflasıdır. Cezasızlık algısı, şiddeti besleyen en büyük yakıttır. "Yapsam da nasıl olsa çıkarım" düşüncesi, potansiyel suçlulara devlet eliyle verilmiş bir özgüvendir. ​Kültürel Çürüme: Şarkılar ve Ekranlar ​Şiddeti sadece sokakta aramayın; kulaklıklarda, kliplerde ve televizyon ekranlarında da var. Suçun romantize edildiği, kabadayılığın "erkeklik", zorbalığın "güç" olarak pazarlandığı bir popüler kültürün içindeyiz. Mahallede namusunu unuttuğunu ballandıra ballandıra anlatanların baş tacı edildiği, bıçaklamayı ve vurmayı teşvik eden şarkıların listelerde birinci olduğu bir düzende, çocukların "suça sürüklenmesi" kaçınılmazdır. Bu zehirli dil, özel güvenlikli rezidanslarda keyif çatanlar tarafından üretiliyor, bedelini ise yoksul mahallelerin gençleri canıyla ödüyor. ​Öğretmenin İtibarı, Toplumun Geleceği ​Eskiden öğretmenin sınıfa girmesiyle başlayan o saygı iklimini, "benim çocuğuma kimse karışamaz" diyen veliler ve öğretmeni etkisizleştiren sistem el birliğiyle yok etti. Öğretmenin saygınlığını yitirdiği bir toplumda, otorite boşluğunu çeteler ve zorbalar doldurur. ​Sonuç Olarak; ​Mesele sadece "eğitimde şiddet" değildir; mesele topyekûn bir toplumsal çöküştür. Çözüm; internet erişiminden yasal düzenlemelere, okul güvenliğinden medyadaki şiddet dilinin tasfiyesine kadar bütüncül bir duruştur. ​Şiddet bir güç göstergesi değil, bir acziyettir. Ve bu acziyetle savaşmak için daha kaç tabutun okul bahçelerinden çıkmasını bekleyeceğiz? Vicdanlar sağır, gözler kör olsa da gerçek değişmiyor: Biz bu şiddet sarmalında sadece canlarımızı değil, geleceğimizi de kaybediyoruz

Şiddetin Sıradanlaşması:

BİR TOPLUMUN "İMDAT" ÇIĞLIĞI

Hakan Yaman yazdı

 

​Son iki gün... İki farklı okul, patlayan silahlar ve yine gencecik kayıplar. Artık şiddet haberlerini okurken "istisna" diyemiyoruz. Çünkü şiddet, Türkiye’de bir istisna olmaktan çıkıp, her köşe başında pusuya yatmış bir "norm" haline gelmiş durumda. Sokakta yürürken, derste otururken ya da bir hastanede sıra beklerken can güvenliğimizin pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.

​Okul mu, Teksas mı?

​Şanlıurfa’da eski bir öğrencinin pompalı tüfekle okulu basıp 16 kişiyi yaralaması, buz dağının sadece görünen ve kana bulanan yüzüdür. Eylül 2023'ten bu yana okullarımızda 44 saldırı gerçekleşti; öğretmenler, öğrenciler öldü. Biz ise hala "öğretmenime dokunma" sloganlarıyla durumu kurtarmaya çalışıyoruz.

​Oysa çözüm teknik olarak çok basit: Devletin binalarını, vergi dairelerini, nüfus müdürlüklerini koruyan güvenlik personeli neden en kıymetlilerimizin, çocuklarımızın başında yok? 65 bin güvenlik görevlisinin maliyeti, affedilen yandaş vergilerinin yanında devede kulak kalırken, bu kaynağın ayrılmaması bir tercih meselesidir. Güvenliğin olmadığı yerde eğitim, korkunun olduğu yerde gelecek olmaz.

​Popülizm ve Cezasızlık Kültürü

​"Laga luga" yapmaya gerek yok; bu mesele sonuna kadar politiktir. Yasaları yapanların "oy kaygısıyla" çıkardığı aflar, sokakları suç makineleri için birer oyun parkına çevirdi. Altı kişiyi öldürüp yedinciyi öldürmek için dışarı çıkan bir katilin varlığı, hukuk sisteminin değil, o sistemi kuran iradenin iflasıdır. Cezasızlık algısı, şiddeti besleyen en büyük yakıttır. "Yapsam da nasıl olsa çıkarım" düşüncesi, potansiyel suçlulara devlet eliyle verilmiş bir özgüvendir.

​Kültürel Çürüme: Şarkılar ve Ekranlar

​Şiddeti sadece sokakta aramayın; kulaklıklarda, kliplerde ve televizyon ekranlarında da var. Suçun romantize edildiği, kabadayılığın "erkeklik", zorbalığın "güç" olarak pazarlandığı bir popüler kültürün içindeyiz. Mahallede namusunu unuttuğunu ballandıra ballandıra anlatanların baş tacı edildiği, bıçaklamayı ve vurmayı teşvik eden şarkıların listelerde birinci olduğu bir düzende, çocukların "suça sürüklenmesi" kaçınılmazdır. Bu zehirli dil, özel güvenlikli rezidanslarda keyif çatanlar tarafından üretiliyor, bedelini ise yoksul mahallelerin gençleri canıyla ödüyor.

​Öğretmenin İtibarı, Toplumun Geleceği

​Eskiden öğretmenin sınıfa girmesiyle başlayan o saygı iklimini, "benim çocuğuma kimse karışamaz" diyen veliler ve öğretmeni etkisizleştiren sistem el birliğiyle yok etti. Öğretmenin saygınlığını yitirdiği bir toplumda, otorite boşluğunu çeteler ve zorbalar doldurur.

​Sonuç Olarak;

​Mesele sadece "eğitimde şiddet" değildir; mesele topyekûn bir toplumsal çöküştür. Çözüm; internet erişiminden yasal düzenlemelere, okul güvenliğinden medyadaki şiddet dilinin tasfiyesine kadar bütüncül bir duruştur.

​Şiddet bir güç göstergesi değil, bir acziyettir. Ve bu acziyetle savaşmak için daha kaç tabutun okul bahçelerinden çıkmasını bekleyeceğiz? Vicdanlar sağır, gözler kör olsa da gerçek değişmiyor: Biz bu şiddet sarmalında sadece canlarımızı değil, geleceğimizi de kaybediyoruz

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.