TRAFİK CEZALARI: CAYDIRICI MI, ÖLDÜRÜCÜ MÜ?
TRAFİK CEZALARI: CAYDIRICI MI, ÖLDÜRÜCÜ MÜ?
Son dönemde torba yasa ile hayatımıza giren yeni trafik cezaları, sokaktaki vatandaşın tabiriyle artık "can yakmanın" ötesine geçti. Elbette hepimiz huzurlu ve güvenli bir trafik akışı istiyoruz. Kimse kuralların çiğnenmesini, canların yanmasını savunamaz. Ancak kantarın topuzunun kaçtığı nokta tam da burası: Ceza, eğitmek ve caydırmak için mi vardır, yoksa vatandaşı ekonomik bir çıkmaza sürüklemek için mi?
Geçtiğimiz günlerde Şarkikaraağaç ilçemizde bir vatandaşımıza kesilen 633 bin TL’lik devasa ceza, konunun vahametini gözler önüne serdi. Orta gelirli, hatta hali vakti yerinde bir vatandaşın bile bu miktarı ödeyebilmesi için ya kapısındaki aracını satması ya da bankaların kapısını aşındırıp kredi çekmesi gerekiyor. Bu noktada durup sormak lazım: Bir trafik hatasının bedeli, bir insanın tüm birikimini elinden almak mı olmalı?
Her Araç Sahibi Zengin Değildir
Toplumda yanlış bir algı var; sanılıyor ki kapısında arabası olan herkesin durumu çok iyi. Oysa araba artık lüks değil, bir zaruri ihtiyaç. İşine gitmek, çocuğunu okula bırakmak veya acil bir durumda hastaneye yetişmek için en alt model araca binen vatandaşla, milyonluk lüks ciplere binen vatandaş aynı kefeye konulamaz.
Peki, adalet bunun neresinde?
200 bin TL değerinde eski model bir araç kullanan vatandaşın ödeme gücü ile 5-10 milyonluk lüks araç sahibinin ödeme gücü bir olabilir mi? Eğer bir düzenleme yapılacaksa, bu "gelir adaleti" gözetilerek yapılmalıdır. Cezalar, plaka üzerinden standart bir rakamla değil; belki de aracın marka ve modeline, yani dolaylı olarak kişinin ekonomik gücüne göre kademelendirilmelidir. Aksi takdirde, aynı ceza miktarı zengin için "çerez parası" iken, dar gelirli için "yıkım" anlamına gelir.
Asıl Ceza "Ehliyet" Olmalı
Para cezası, parası olana işlemez. Gerçek caydırıcılık, parayla satın alınamayacak değerler üzerinden kurulmalıdır. Bunların başında da sürücünün yola çıkma yetkisi, yani ehliyeti gelir.
Kuralları hiçe sayanlara verilecek en büyük ders, direksiyon başından uzaklaştırılmaktır. Önerimiz nettir:
İlk hatada bir gün,
İkincide bir ay,
Üçüncüde bir yıl,
Dördüncüde ise ehliyete tamamen el konulması.
Bu kademeli sistem, sürücüye "hata yapma lüksün yok" mesajını net bir şekilde verir. Eğer buna rağmen ehliyetsiz direksiyon başına geçiliyorsa, bunun karşılığı da para değil, hapis cezası gibi doğrudan özgürlüğü kısıtlayan bir yaptırım olmalıdır.
Eğitim Şart, Ceza Son Çare
Sonuç olarak; yolları güvenli hale getirmenin yolu sadece vatandaşı borç batağına sürükleyen makbuzlar kesmek değildir. Ceza, eğitimin bittiği yerde başlamalıdır. Sürücü kurslarından başlayan, medya ve kamu spotlarıyla desteklenen köklü bir trafik kültürü oluşturmadığımız sürece, kestiğimiz her ceza sadece günü kurtarır; ama bir ailenin de geleceğini karartabilir.
Gelin, bu sistemi yeniden tartışalım. Cezalar "öldürücü" değil, "eğitici" ve "adil" olsun.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
