SESSİZLİĞİN VE VEFANIN MERKEZİ: 94'LÜK ANA, DOKUNUŞLA DÖNEN BİR DÜNYA

ISPARTA 23.09.2026 - 01:28, Güncelleme: 23.09.2026 - 01:28
 

SESSİZLİĞİN VE VEFANIN MERKEZİ: 94'LÜK ANA, DOKUNUŞLA DÖNEN BİR DÜNYA

​Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesine bağlı Çarıksaraylar kasabasında zaman, duvarda asılı saatle değil, 94 yaşındaki Şerife Akça’nın hasta yatağındaki nefesiyle akıyor. ​ ​Manşet ekibi olarak konuk olduğumuz o ev, modern hayatın tüm gürültüsünü kapıda bırakan başka bir evren. Eşini yitirmiş, kızı uzakta yaşayan 94 yaşındaki Şerife Akça, yatağından evlat mücadelesini özetliyor: ​“Oğlum Ömer engelli olmasına rağmen evin bütün işlerini yapar. Yemek yapar, çay demler, sobayı yakar, bana hizmet eder. Sadece dokunarak hisseder ve ne istediğimi bilir. Zaman zaman yaşayıp yaşamadığımı anlamak için yanıma gelir, elleriyle beni yoklar. Bir dakika yanımdan ayrılmaz.” ​Doğuştan görme, işitme ve konuşma engelli olan Ömer Akça için dünya; ışığın, sesin ve kelimelerin olmadığı, ancak parmak uçlarının hafızasıyla ezberlenen bir karargâh. Koluna veya eline yazılan harflerle dünyayı okuyor, işaret diliyle derdini anlatıyor. Ve ironik bir aidiyetle; fanatik bir Galatasaray taraftarı olarak o sessizliğin ortasında sarı-kırmızı bir tutku taşıyor. ​Geçimini engelli maaşıyla sürdüren, uzaktaki kız kardeşin market desteğiyle çarkı döndüren bu iki kişilik aile, dev bir yalnızlığın ortasında ayakta kalma savaşı veriyor. ​ ​Kimine göre bu tablo bir "mağduriyet", kimine göre "destansı bir kahramanlık". Aslında ikisi de eksik. ​Burada gördüğümüz gerçek, sosyal devletin şefkat elinin daha kesintisiz ve kurumsal değmesi gereken bir adres. 94 yaşında yatakta olan bir annenin, kendisi de duymayan/görmeyen/konuşamayan evladıyla "birbirine baktığı" bir düzen, bireysel fedakârlığın sırtına çok büyük bir yük bindiriyor. Ömer’in annesinin nefesini parmak uçlarıyla yoklaması sisteme sessiz ama keskin bir soru soruyor: Bakım ve şefkat zincirimiz, bireylerin olağanüstü gayretine mi emanet? ​Öte yandan, bu hikâye ucuz bir "şükür" edebiyatından ibaret değil; ahlaki bir ayna. Bizim gürültülü şikâyetlerimiz, bitmek bilmeyen tatminsizliklerimiz... Ömer’in karanlık dünyasındaki o sadık dokunuşun yanında ne kadar sönük kalıyor. Akça ailesi bize acımamızı değil, insan olmanın merkezindeki o saf vefa, sadakat ve dokunma becerisini hatırlatıyor. ​Şükretmek için reçeteler aramaya gerek yok; Çarıksaraylar’da, karanlığı elleriyle aydıncın o ana-oğula bakmak yeterli.

​Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesine bağlı Çarıksaraylar kasabasında zaman, duvarda asılı saatle değil, 94 yaşındaki Şerife Akça’nın hasta yatağındaki nefesiyle akıyor.

​Manşet ekibi olarak konuk olduğumuz o ev, modern hayatın tüm gürültüsünü kapıda bırakan başka bir evren. Eşini yitirmiş, kızı uzakta yaşayan 94 yaşındaki Şerife Akça, yatağından evlat mücadelesini özetliyor:

​“Oğlum Ömer engelli olmasına rağmen evin bütün işlerini yapar. Yemek yapar, çay demler, sobayı yakar, bana hizmet eder. Sadece dokunarak hisseder ve ne istediğimi bilir. Zaman zaman yaşayıp yaşamadığımı anlamak için yanıma gelir, elleriyle beni yoklar. Bir dakika yanımdan ayrılmaz.”

​Doğuştan görme, işitme ve konuşma engelli olan Ömer Akça için dünya; ışığın, sesin ve kelimelerin olmadığı, ancak parmak uçlarının hafızasıyla ezberlenen bir karargâh. Koluna veya eline yazılan harflerle dünyayı okuyor, işaret diliyle derdini anlatıyor. Ve ironik bir aidiyetle; fanatik bir Galatasaray taraftarı olarak o sessizliğin ortasında sarı-kırmızı bir tutku taşıyor.

​Geçimini engelli maaşıyla sürdüren, uzaktaki kız kardeşin market desteğiyle çarkı döndüren bu iki kişilik aile, dev bir yalnızlığın ortasında ayakta kalma savaşı veriyor.

​Kimine göre bu tablo bir "mağduriyet", kimine göre "destansı bir kahramanlık". Aslında ikisi de eksik.

​Burada gördüğümüz gerçek, sosyal devletin şefkat elinin daha kesintisiz ve kurumsal değmesi gereken bir adres. 94 yaşında yatakta olan bir annenin, kendisi de duymayan/görmeyen/konuşamayan evladıyla "birbirine baktığı" bir düzen, bireysel fedakârlığın sırtına çok büyük bir yük bindiriyor. Ömer’in annesinin nefesini parmak uçlarıyla yoklaması sisteme sessiz ama keskin bir soru soruyor: Bakım ve şefkat zincirimiz, bireylerin olağanüstü gayretine mi emanet?

​Öte yandan, bu hikâye ucuz bir "şükür" edebiyatından ibaret değil; ahlaki bir ayna. Bizim gürültülü şikâyetlerimiz, bitmek bilmeyen tatminsizliklerimiz... Ömer’in karanlık dünyasındaki o sadık dokunuşun yanında ne kadar sönük kalıyor. Akça ailesi bize acımamızı değil, insan olmanın merkezindeki o saf vefa, sadakat ve dokunma becerisini hatırlatıyor.

​Şükretmek için reçeteler aramaya gerek yok; Çarıksaraylar’da, karanlığı elleriyle aydıncın o ana-oğula bakmak yeterli.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.