NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR?

ISPARTA 19.02.2026 - 02:16, Güncelleme: 19.02.2026 - 02:16
 

NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR?

"Nerede o eski Ramazanlar!" serzenişi, aslında sadece geçen zamana değil, o zamanın içindeki samimiyete, komşuluğa ve o çocuksu heyecana duyulan bir özlemin dışavurumu. Zaman elbette akıp gidiyor, bizler de beraberinde dönüşüyoruz; ancak geleneklerin ruhunu hatırlamak, bugünü de o ruhla mayalamamıza vesile olabilir.
Ramazan denince zihnimizde canlanan o eski kareler; sadece kalabalık sofralardan ibaret değildi. O günler, ince elenip sık dokunmuş bir toplumsal zarafetin, "sağ elin verdiğini sol elin görmediği" bir gizli iyilik yarışının yaşandığı zamanlardı. Bugün teknolojiyle her şeye yakınız ama galiba o "yakınlık" hissini biraz özlüyoruz. ​​Eski Ramazanları bugünden ayıran en temel fark, iyiliğin "incelikle" sunulmasıydı. ​Diş Kirası: İftar sofrasına davet edilen misafirlere, ev sahibi tarafından küçük hediyeler veya keseler içinde paralar verilirdi. Mantığı ise muazzamdı: "Siz benim davetime geldiniz, benim sevap kazanmam için dişlerinizi yordunuz, bu da sizin hakkınızdır."  Zimem Defterleri: Varlıklı kişiler, tebdil-i kıyafetle mahalle bakkallarına gider, borç defterinin (zimem) rastgele sayfalarını açtırıp oradaki borçları öderdi. Ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilirdi, ne de hayırsever kimi kurtardığını... ​Mahalle Kültürü ve Sosyal Kaynaşma ​Eskiden Ramazan, sadece evlerin içinde değil, sokaklarda yaşanırdı. ​Mahalle Sofraları: Kimin sofrasında ne piştiyse komşuya bir tabak mutlaka giderdi. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, mutfaktaki kokunun hakkını vermekle başlardı. ​Direklerarası Eğlenceleri: Teravih namazı sonrası Şehzadebaşı ve çevresinde toplanan kalabalık; Karagöz-Hacivat, orta oyunu ve meddah gösterileriyle sahur vaktine kadar hem eğlenir hem de kültürel bir bağ kurardı. ​Mânilerin Sesi, Kandillerin Işığı ​O meşhur davulcuların mânileri sadece uyandırmak için değil, mahalleye neşe katmak içindi. Camilerin minareleri arasına gerilen Mahyalar, gökyüzüne asılan birer öğüt veya müjde gibi geceyi aydınlatırdı. Elektriğin olmadığı zamanlarda kandillerle süslenen o minareler, şehrin ruhunun da aydınlandığının işaretiydi. ​Sonuç: Zaman mı Değişti, Biz mi? ​Aslında değişen sadece araçlar. Bugün diş kirası yerine dijital hediye çekleri gönderiyor, mahya yerine sosyal medyada paylaşımlar yapıyoruz. Ama o eski tadı arıyorsak, bakmamız gereken yer eşyalar değil, insan ilişkilerindeki o samimiyettir. Belki de bu Ramazan, bir komşu kapısını çalmak veya bir borç silmek, o "eski Ramazanları" bugüne getirmenin en güzel yoludur. ​"Ramazan, biriktirmek değil; bölüşmektir. “Hayırlı ramazanlar...
"Nerede o eski Ramazanlar!" serzenişi, aslında sadece geçen zamana değil, o zamanın içindeki samimiyete, komşuluğa ve o çocuksu heyecana duyulan bir özlemin dışavurumu. Zaman elbette akıp gidiyor, bizler de beraberinde dönüşüyoruz; ancak geleneklerin ruhunu hatırlamak, bugünü de o ruhla mayalamamıza vesile olabilir.

Ramazan denince zihnimizde canlanan o eski kareler; sadece kalabalık sofralardan ibaret değildi. O günler, ince elenip sık dokunmuş bir toplumsal zarafetin, "sağ elin verdiğini sol elin görmediği" bir gizli iyilik yarışının yaşandığı zamanlardı. Bugün teknolojiyle her şeye yakınız ama galiba o "yakınlık" hissini biraz özlüyoruz.

​​Eski Ramazanları bugünden ayıran en temel fark, iyiliğin "incelikle" sunulmasıydı.

​Diş Kirası: İftar sofrasına davet edilen misafirlere, ev sahibi tarafından küçük hediyeler veya keseler içinde paralar verilirdi. Mantığı ise muazzamdı: "Siz benim davetime geldiniz, benim sevap kazanmam için dişlerinizi yordunuz, bu da sizin hakkınızdır."

 Zimem Defterleri: Varlıklı kişiler, tebdil-i kıyafetle mahalle bakkallarına gider, borç defterinin (zimem) rastgele sayfalarını açtırıp oradaki borçları öderdi. Ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilirdi, ne de hayırsever kimi kurtardığını...

​Mahalle Kültürü ve Sosyal Kaynaşma

​Eskiden Ramazan, sadece evlerin içinde değil, sokaklarda yaşanırdı.

​Mahalle Sofraları: Kimin sofrasında ne piştiyse komşuya bir tabak mutlaka giderdi. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, mutfaktaki kokunun hakkını vermekle başlardı.

​Direklerarası Eğlenceleri: Teravih namazı sonrası Şehzadebaşı ve çevresinde toplanan kalabalık; Karagöz-Hacivat, orta oyunu ve meddah gösterileriyle sahur vaktine kadar hem eğlenir hem de kültürel bir bağ kurardı.

​Mânilerin Sesi, Kandillerin Işığı

​O meşhur davulcuların mânileri sadece uyandırmak için değil, mahalleye neşe katmak içindi. Camilerin minareleri arasına gerilen Mahyalar, gökyüzüne asılan birer öğüt veya müjde gibi geceyi aydınlatırdı. Elektriğin olmadığı zamanlarda kandillerle süslenen o minareler, şehrin ruhunun da aydınlandığının işaretiydi.

​Sonuç: Zaman mı Değişti, Biz mi?

​Aslında değişen sadece araçlar. Bugün diş kirası yerine dijital hediye çekleri gönderiyor, mahya yerine sosyal medyada paylaşımlar yapıyoruz. Ama o eski tadı arıyorsak, bakmamız gereken yer eşyalar değil, insan ilişkilerindeki o samimiyettir. Belki de bu Ramazan, bir komşu kapısını çalmak veya bir borç silmek, o "eski Ramazanları" bugüne getirmenin en güzel yoludur.

​"Ramazan, biriktirmek değil; bölüşmektir. “Hayırlı ramazanlar...

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.