EĞİTİMDE ARAYIŞ: NEREDEN BAŞLAMALI?
EĞİTİMDE ARAYIŞ: NEREDEN BAŞLAMALI?
Günümüzün belki de en büyük paradoksu bu: Neye niyetlensek, hangi toplumsal soruna parmak bassak laf dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: "Eğitim şart!" Puanı düşen vicdanların, bozulan kantarın, aksayan sistemin faili tek bir sözcükle ilan ediliyor: Eğitimsizlik.
Peki, teşhis bu kadar netken tedaviye neden başlanamıyor? Şikâyet etmeyi bir yaşam biçimi haline getirenler, neden sıra çare aramaya gelince aniden "çaresiz" kesiliyor? Kimse kusura bakmasın; çare dışarıda değil, çare sizsiniz. Ne istediğinizi, niye istediğinizi ve ona nasıl ulaşacağınızı biliyorsanız, yola çıkmak için daha neyi bekliyorsunuz?
İkilemler ve Kaçırılan Fırsatlar
Halk Eğitimi Merkezleri ihtiyaçlara göre biçim değiştiriyor; boncuk dizmeden hasta bakımına kadar talep gören kurslar açabiliyor. Demek ki isteyince ihtiyaç odaklı adım atılabiliyor. Ancak asıl mesele, geleceğimizin temeli olan çocukların ilk adımı attığı yerlerde başlıyor.
Bugün mantar gibi türeyen özel anaokulu ve kreşlere bakın. Birçoğu çok katlı binalarda hizmet veriyor. Henüz 24 aylık olan o minik ayaklar o merdivenleri nasıl tırmanacak? İniş çıkışta bir çocuk diğerine çarpsa, yuvarlansa bunun vicdani sorumluluğunu kim üstlenecek? "25-60 ay arası çocukların eğitim alanı giriş katında olmak zorundadır" kuralını getirmek bu kadar mı zor? Olmazı olur kılarak günü kurtarma anlayışı, ne yazık ki evlatlarımızın güvenliğinin önüne geçiyor.
Üstelik bu kurumlar boy boy "Uzman Kadromuzla" ilanları veriyor. Soruyorum: Hangimiz gidip araştırdık bu kadroları? Hangi üniversiteden mezunlar, pedagojik formasyonları var mı? Acı gerçek şu ki; resmin arkasına baktığınızda o "uzmanların" büyük çoğunluğunun alanla ilgisi dahi yok.
Tepeden İnen Emirlerle Eğitim Olmaz
İğneyi kendimize, çuvaldızı sisteme batırma zamanı. Öğretmen yetiştirme modelimiz alarm veriyor. Üniversitelerimizin öğrenci kontenjanı yarıştırmak yerine müfredat zenginliğine ve gerçekten öğretmeyi öğretecek akademisyenlere odaklanması gerekiyor. Sadece diploma vermekle öğretmen olunmadığı Temel Eğitim Kanunu’nda açıkça yazılı.
Öğretmenleri tepeden inen "Şunu yapın, bunu yapın" emirleriyle yönetemezsiniz. Eğitim, emir komuta zinciriyle yürütülecek bir alan değildir. Yönetici seçiminde de aynı mantık hatası yapılıyor. Sınavla eğitim yöneticisi olunacağına inanmıyorum. İhtiyaç olan şey açık: Sicil, kıdem ve liyakat üçlüsü. Gerçek bir hizmet içi eğitim, adil bir gözlem raporu ve şeffaf bir değerlendirme... Zan altında yönetici olanlar asla verimli olamazlar.
Bilinçsiz Ebeveynlik ve Türeyen Etiketler
Sorumluluk sadece devlette veya okulda değil; ailelerin de ciddi bir anlayış değişikliğine ihtiyacı var. Ağlamasın diye eline ekran tutuşturulan bebekler; daha anaokuluna gitmeden özel ders maratonuna sokulan çocuklar... "Dershaneler kapandı" dendi, yerini etüt merkezleri ve özel ders furyası aldı.
Sonra ne mi oluyor? Aradan 4-5 yıl geçmeden aynı ebeveynler "Biz nerede hata yaptık?" diye feryat ediyor. Anne babalar kendi ulaşamadıklarını çocuklarına sunmaya çalışıyor olabilir ama unutulan bir şey var: Çocuk bunu istemedi ki! İçi boş unvanlar, janjanlı tabelalar aileleri büyülüyor. Eğitim Koçu, Yaşam Koçu, Kreatif Değerlendirmeci, Kişisel Gelişimci... Piyasada adı var kendi yok bir sektör türedi ve eğitim pahalı bir illüzyona dönüştü.
Eksik Olan Ne?
Sınıflar modernleşti, kitaplar ücretsiz dağıtılıyor, laboratuvarlar bilgisayarlarla donatıldı, öğretmen kadroları tamamlandı... Ama devasa bir boşluk hâlâ dolmadı: Değerler Eğitimi ve Karakter Eğitimi.
Bugün Türk Psikolojik Danışmanlar Günümüz. Görevini hakkıyla, layıkıyla yerine getirmeye çalışan tüm meslektaşlarımın gününü kutluyorum. Ancak şunu da tarihe not düşmek gerekiyor:
Her mesleğin deformasyonu, yine o mesleğin mensuplarınca başlatılır.
Eğer nereden başlayacağımızı gerçekten merak ediyorsak; aynaya bakmaktan, liyakati savunmaktan ve süslü unvanların değil, samimi ve nitelikli eğitimin peşinden gitmekten başlamalıyız
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
