DEMİREL’İN MANEVİ KIZI CESUR: BABA DEMİRELİ ÇOK ÖZLEDİK

ISPARTA 17.06.2026 - 00:23, Güncelleme: 17.06.2026 - 00:23
 

DEMİREL’İN MANEVİ KIZI CESUR: BABA DEMİRELİ ÇOK ÖZLEDİK

Merhum Demirel'in doktoru ve manevi kızı 27. Dönem Isparta milletvekili Aylin Cesur, merhum cumhurbaşkanının 11. Seneyi devriyesinde anlamlı bir açıklama yaptı.
Ne çok özledik Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’i, ne çok arıyoruz milletçe!.BABA’nın ona bizzat aziz milleti tarafından "BABA" ismi verilmesini sağlayan o sonsuz hoşgörüsünü, muktedirliğini, insanı sarıp sarmalayan sempatisini, zekice esprilerini, yüzünden eksik etmediği tebessümünü, velhasıl kelam Baba Demirel’i çok ama çok özledik. Zaman, akıp giden bir nehir gibi ebediyete intikalinin ardından tam 11 yılı geride bıraktı. Ancak geçen yıllar onun yokluğunu unutturmak bir yana, hatırasını daha da devleştiriyor. Şimdi, 50 yıllık devlet ve siyaset hayatının her bir karesine tanıklık etmiş, ona oy vermiş ya da vermemiş milyonlarca vatan evladı, ortak bir hissiyatta birleşiyor: Onu arıyor, onu özlüyor ve onu saygıyla yad ediyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın siyasi tarihinde, bu ülkenin toprağına, suyuna, taşına, fabrikasına ve en önemlisi insanının hafızasına Süleyman Demirel kadar derin, silinmez izler bırakmış aktörlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Onunla geçen yirmi yılı aşkın mesaim, benim için sadece profesyonel bir hekimlik görevi ya da sıradan bir başdanışmanlık sorumluluğu değildi. Bu uzun yıllar, ömrünü necip milletine adamış bir dünya liderinin, bir dev çınarın ufkuna, insani şefkatine, siyasi dehasına ve nihayetinde o hüzünlü son nefesine tanıklık etme şerefiydi. Bugün, onun ebediyete intikalinin son 11. yıl dönümünde, TBMM kürsüsünden ve sesimin ulaştığı her platformda 11 yıldır kesintisiz olarak dile getirdiğim o derin hasretle; "Barajlar Kralı"nı, "Siyasetin Babası"nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i anmak, aslında sadece bir geçmişi anma ritüeli değildir. Bu anma, Türkiye’nin modernleşme, kalkınma ve demokrasi serüvenini bugünün gözlüğüyle yeniden okumak, geleceğe doğru bir rota çizmektir. Yürüdüğümüz Yolda, İçtiğimiz Suda Onun İzi Var Benim çok yakından tanıma, dizinin dibinde bulunma ve birlikte çalışma onuruna eriştiğim Süleyman Demirel, siyaseti hiçbir zaman sırf bir yönetim mekanizması, soğuk bir bürokrasi ya da kuru bir iktidar mücadelesi olarak görmedi. Onun penceresinden bakıldığında siyaset; İslamköy’ün elektrik görmemiş, kerpiç odalarından çıkıp devletin zirvesine, Çankaya Köşkü’ne uzanabilen o muazzam Cumhuriyet mucizesinin ta kendisiydi. Kendisini "İslamköy'den çıkan sığırtmaç Süleyman" olarak tanımlarken duyduğu o büyük gurur, Cumhuriyet’in fırsat eşitliğine olan sarsılmaz inancından geliyordu. Her vesileyle altını çizdiğim gibi; bugün Türkiye’nin neresine giderseniz gidiniz, başınızı kaldırdığınızda onun dehasının bir eseriyle karşılaşırsınız. Üstünde güvenle yürüdüğümüz fersah fersah asfalt yollarda, bir odaya girdiğimizde karanlığı aydınlatan elektrikte, musluğumuzu açtığımızda bardağımıza doldurduğumuz temiz ve sağlıklı suda onun emeği vardır. Anadolu’nun en ücra köşelerinde, bir zamanlar makus talihiyle baş başa bırakılmış topraklarında bugün yükselen üniversitelerde, bacası tüten fabrikalarda, şifa dağıtan bölge hastanelerinde ve devasa barajlarda hep onun vizyoner imzası kazılıdır. Onun büyük davası, köylü ile şehirliyi, doğu ile batıyı, zengin ile yoksulu fırsatlarda eşitleme davasıydı. "Türkiye’nin Bursa’da neyi varsa, Urfa’da da, Hakkari’de de aynısı olsun" vizyonuna ne kadar sıkı sarıldığına, bu hedef uğruna uykusuz geçen gecelerine, Anadolu’yu karış karış gezerken o topraklara ve insanına nasıl bir aşkla, aidiyetle bağlı olduğuna bizzat şahit oldum. O, her rengiyle, her mezhebiyle, her kökeniyle Türk milletinin tamamını ayırt etmeksizin kucaklamayı başarmış nadir bir devlet adamıydı. Kendisine canıgönülden oy verenlerin de, meclis çatısı altında en sert muhalefeti yürütenlerin de zihninde ve kalbinde bugün ortak bir "BABA" imajı bırakabilmiş olması, bu kucaklayıcı, birleştirici ve bir ulu çınar gibi herkesi gölgesinde toplayıcı gücünün en somut kanıtıdır. Siyasetin Kaybolan Cevheri: Hoşgörü ve Eleştiriye Tahammül Bugün kronometreleri durdurup geriye dönüp baktığımızda, toplumsal huzurumuzun ve siyaset arenasının en çok hasret duyduğu, adeta mumla aradığı cevherlerin başında Sayın Süleyman Demirel’in o meşhur nüktedanlığı, kıvrak zekası ve en ağır, en sert eleştirileri bile büyük bir tebessümle, olgunlukla göğüsleyen hoşgörüsü gelmektedir. TBMM Genel Kurulu’nda milletimizin temsilcilerine hitaben yaptığım konuşmalarda da sık sık ve üstüne basarak vurguladığım gibi; Türkiye aslında Süleyman Demirel’in şahsında birlikte yaşayabilme kültürünü, gülümsemeyi, eleştiriye tahammülü ve en çok da vefayı özledi. O, devletin devlet gibi yönetildiği, kurumların yıpratılmadığı, liyakatin en temel ölçü kabul edildiği ve hukukun asla "kadıya mülk" kılınmadığı bir Türkiye idealinin sarsılmaz savunucusuydu. Basının kalemini özgürce oynatabildiği, üniversitelerin bilim üretebildiği, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin meydanlarda korkusuzca konuşabildiği bir özgürlük ikliminin, demokrasinin ana şah damarı olduğunu çok iyi bilirdi. Yanı başındayken hayranlıkla, bir ders dinler gibi izlediğim o yüksek devlet adamı nezaketi, rakipleriyle en çetin siyasi mücadeleleri verirken bile muhafaza ettiği üslup kalitesi, bugün modern siyasetin ve aslında toplum olarak hepimizin en çok muhtaç olduğu derslerin başında gelmektedir. Uluslararası ilişkilerde, dünya liderlerinin karşısında Türkiye’nin saygınlığını ve çıkarlarını titizlikle korurken, gerektiğinde en sert diplomatik yumruğu masaya en yüksek nezaket kuralları içinde koyabilme becerisi, ondan bizlere ve Türk devlet geleneğine devralınan en büyük, en kıymetli "Devlet Aklı" mirasıdır. Vakur, Mutlu ve Huzurlu Bir Veda Bir liderin büyüklüğü, sadece iktidardayken imza attığı devasa icraatlarıyla değil, hayatı boyunca ve yaşamının o en zor, en hassas son anlarında sergilediği büyük vakarla da ölçülür. 17 Haziran 2015 gecesi saatler sabaha karşı 02.05’i gösterdiğinde, Türkiye sadece bir Cumhurbaşkanını, bir siyasi dehayı kaybetmedi; koca bir asırlık çınarını, yaşayan en canlı tarihini ve hafızasını kaybetti. O kapkara, hüzünlü gecenin hemen ardından, yüreğimdeki acı sonsuzken ve gözyaşlarım sel olmuşken kameraların karşısına geçip tüm aziz millete ilan ettiğim şu sözler, bugün de ilk günkü gibi kalbimin en derin yerindedir: "Son dakikaya kadar bilinci açık olan Sayın Demirel; vakur, mutlu ve huzurlu bir şekilde hayata veda etti." O, ömrünün son akşamında, hastane odasındaki yatağında bile benimle Türkiye gündemini konuşacak, memleket meselelerini en ince ayrıntısına kadar tahlil edecek, dış dünyadaki gelişmeleri yorumlayacak kadar büyük, sönmeyen bir vatan sevdalısıydı. Ömrünün her bir saniyesini, her bir nefesini "Büyük Türkiye" idealiyle ilmek ilmek dolduran bu büyük deha, uykusunda, ebedi istirahatgahı olan İslamköy’e, yani doğduğu, çocukluğunun geçtiği o mütevazı topraklara doğru asil bir yolculuğa çıktı. Giderken arkasında hiçbir küskünlük, hiçbir nefret tohumu veya kırgınlık bırakmadı; aksine, dileyen herkesin onu serbestçe eleştirebildiği ama günün sonunda hakkını, emeğini teslim ettiği büyük bir "Demokrasi Kahramanı" olarak tarihteki sarsılmaz ve ulaşılamaz yerini aldı. On Bir Yılın Ardından Demirel Felsefesi Bugün aramızdan ayrılışının 11. yılında, onun yokluğunu sadece biyolojik bir eksiklik ya da bir fani ölümü olarak değil; fikirsel, kurumsal ve üslupsal bir büyük boşluk olarak derinden hissediyorum. Sayın Demirel’in siyaset felsefesinin temelinde şu altın kural yatıyordu: Siyasetçileri ve devlet adamlarını, onlar sadece görev koltuğunda otururken değil; o görevlerden ayrıldıktan, güç ellerinden gittikten ve hatta bu dünyadan göçüp gittikten epey sonra, zamanın süzgecinde değerlendirmek gerekir. Ne büyük bir tespittir ki, zaman Sayın Demirel’i her geçen gün, her geçen yıl daha da haklı çıkarmaktadır. Bugün Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik darboğazlar, sosyal gerilimler ve siyasal arayışlar döneminde; onun yatırım iklimine olan güveni, liyakate verdiği değer, hukukun üstünlüğüne olan bağlılığı ve hürriyetçi demokrasiye olan sarsılmaz inancı, adeta karanlıkta yolunu kaybeden gemilere istikamet gösteren bir kutup yıldızı gibi önümüzü aydınlatıyor. O, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına gönülden bağlı, Cumhuriyetin öz muhafızı ve milliyetçiliği sadece dilde bir slogan olarak değil; ülkenin topyekun kalkınmasında, fabrikalarında, Keban’ında, Atatürk Barajı’nda gören özde bir vatanseverdi. Milletini hiçbir zaman boyun eğecek bir tebaa olarak görmedi; aksine hakları olan, hukuku olan, onurlu ve başı dik bireyler olarak gördü. Özellikle kız çocuklarının okutulmasına, Türk kadınının cemiyet, siyaset ve çalışma hayatında eşit, güçlü ve üretken bir şekilde yer almasına her zaman öncelik verdi. Benim de bugün bir Cumhuriyet kadını, bir tıp hekimi, bir profesör ve bu ülkeye hizmet eden bir siyasetçi olarak bu yolda kararlılıkla yürümemde, arkamdaki en büyük manevi güç ve en büyük destekçim yine o olmuştur. Onun aziz hatırasını yaşatmak; sadece seneidevriyelerinde anma törenleri düzenlemekle, adını kuru sözlerle yad etmekle sınırlı kalmamalıdır. Bugün Demirel’i gerçekten anlamak; onun asıl mirası olan uzlaşma kültürünü yeniden canlandırabilmek, her ne şartta olursa olsun milletine çare üretebilme azmini (o meşhur "Demokrasilerde çare tükenmez" şiarını) kılavuz edinmek ve insana salt insan olduğu için değer veren o vizyoner bakış açısını bugünün Türkiye’sine enjekte edebilmektir. Ebediyete intikalinin 11. yıl dönümünde, bu kutsal topraklara, bu aziz millete kattığı tüm eşsiz değerler, anıtsal barajlar, yollar, üniversiteler ve en önemlisi bizlere rehber olarak bıraktığı köklü demokrasi bilinci için kendisine bir kez daha sonsuz minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Ruhu şad, mekanı cennet, hitabı her daim yolumuza ışık olsun. Onun aziz hatırasını ve büyük mirasını her zaman sevgi, derin saygı ve kalbimizde hiç dinmeyen bir hasretle anacak olan yüce milletimizin başı sağ olsun.
Merhum Demirel'in doktoru ve manevi kızı 27. Dönem Isparta milletvekili Aylin Cesur, merhum cumhurbaşkanının 11. Seneyi devriyesinde anlamlı bir açıklama yaptı.

Ne çok özledik Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’i, ne çok arıyoruz milletçe!.BABA’nın ona bizzat aziz milleti tarafından "BABA" ismi verilmesini sağlayan o sonsuz hoşgörüsünü, muktedirliğini, insanı sarıp sarmalayan sempatisini, zekice esprilerini, yüzünden eksik etmediği tebessümünü, velhasıl kelam Baba Demirel’i çok ama çok özledik.

Zaman, akıp giden bir nehir gibi ebediyete intikalinin ardından tam 11 yılı geride bıraktı. Ancak geçen yıllar onun yokluğunu unutturmak bir yana, hatırasını daha da devleştiriyor. Şimdi, 50 yıllık devlet ve siyaset hayatının her bir karesine tanıklık etmiş, ona oy vermiş ya da vermemiş milyonlarca vatan evladı, ortak bir hissiyatta birleşiyor: Onu arıyor, onu özlüyor ve onu saygıyla yad ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın siyasi tarihinde, bu ülkenin toprağına, suyuna, taşına, fabrikasına ve en önemlisi insanının hafızasına Süleyman Demirel kadar derin, silinmez izler bırakmış aktörlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Onunla geçen yirmi yılı aşkın mesaim, benim için sadece profesyonel bir hekimlik görevi ya da sıradan bir başdanışmanlık sorumluluğu değildi. Bu uzun yıllar, ömrünü necip milletine adamış bir dünya liderinin, bir dev çınarın ufkuna, insani şefkatine, siyasi dehasına ve nihayetinde o hüzünlü son nefesine tanıklık etme şerefiydi. Bugün, onun ebediyete intikalinin son 11. yıl dönümünde, TBMM kürsüsünden ve sesimin ulaştığı her platformda 11 yıldır kesintisiz olarak dile getirdiğim o derin hasretle; "Barajlar Kralı"nı, "Siyasetin Babası"nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i anmak, aslında sadece bir geçmişi anma ritüeli değildir. Bu anma, Türkiye’nin modernleşme, kalkınma ve demokrasi serüvenini bugünün gözlüğüyle yeniden okumak, geleceğe doğru bir rota çizmektir.

Yürüdüğümüz Yolda, İçtiğimiz Suda Onun İzi Var

Benim çok yakından tanıma, dizinin dibinde bulunma ve birlikte çalışma onuruna eriştiğim Süleyman Demirel, siyaseti hiçbir zaman sırf bir yönetim mekanizması, soğuk bir bürokrasi ya da kuru bir iktidar mücadelesi olarak görmedi. Onun penceresinden bakıldığında siyaset; İslamköy’ün elektrik görmemiş, kerpiç odalarından çıkıp devletin zirvesine, Çankaya Köşkü’ne uzanabilen o muazzam Cumhuriyet mucizesinin ta kendisiydi. Kendisini "İslamköy'den çıkan sığırtmaç Süleyman" olarak tanımlarken duyduğu o büyük gurur, Cumhuriyet’in fırsat eşitliğine olan sarsılmaz inancından geliyordu.

Her vesileyle altını çizdiğim gibi; bugün Türkiye’nin neresine giderseniz gidiniz, başınızı kaldırdığınızda onun dehasının bir eseriyle karşılaşırsınız. Üstünde güvenle yürüdüğümüz fersah fersah asfalt yollarda, bir odaya girdiğimizde karanlığı aydınlatan elektrikte, musluğumuzu açtığımızda bardağımıza doldurduğumuz temiz ve sağlıklı suda onun emeği vardır. Anadolu’nun en ücra köşelerinde, bir zamanlar makus talihiyle baş başa bırakılmış topraklarında bugün yükselen üniversitelerde, bacası tüten fabrikalarda, şifa dağıtan bölge hastanelerinde ve devasa barajlarda hep onun vizyoner imzası kazılıdır.

Onun büyük davası, köylü ile şehirliyi, doğu ile batıyı, zengin ile yoksulu fırsatlarda eşitleme davasıydı. "Türkiye’nin Bursa’da neyi varsa, Urfa’da da, Hakkari’de de aynısı olsun" vizyonuna ne kadar sıkı sarıldığına, bu hedef uğruna uykusuz geçen gecelerine, Anadolu’yu karış karış gezerken o topraklara ve insanına nasıl bir aşkla, aidiyetle bağlı olduğuna bizzat şahit oldum. O, her rengiyle, her mezhebiyle, her kökeniyle Türk milletinin tamamını ayırt etmeksizin kucaklamayı başarmış nadir bir devlet adamıydı. Kendisine canıgönülden oy verenlerin de, meclis çatısı altında en sert muhalefeti yürütenlerin de zihninde ve kalbinde bugün ortak bir "BABA" imajı bırakabilmiş olması, bu kucaklayıcı, birleştirici ve bir ulu çınar gibi herkesi gölgesinde toplayıcı gücünün en somut kanıtıdır.

Siyasetin Kaybolan Cevheri: Hoşgörü ve Eleştiriye Tahammül

Bugün kronometreleri durdurup geriye dönüp baktığımızda, toplumsal huzurumuzun ve siyaset arenasının en çok hasret duyduğu, adeta mumla aradığı cevherlerin başında Sayın Süleyman Demirel’in o meşhur nüktedanlığı, kıvrak zekası ve en ağır, en sert eleştirileri bile büyük bir tebessümle, olgunlukla göğüsleyen hoşgörüsü gelmektedir. TBMM Genel Kurulu’nda milletimizin temsilcilerine hitaben yaptığım konuşmalarda da sık sık ve üstüne basarak vurguladığım gibi; Türkiye aslında Süleyman Demirel’in şahsında birlikte yaşayabilme kültürünü, gülümsemeyi, eleştiriye tahammülü ve en çok da vefayı özledi.

O, devletin devlet gibi yönetildiği, kurumların yıpratılmadığı, liyakatin en temel ölçü kabul edildiği ve hukukun asla "kadıya mülk" kılınmadığı bir Türkiye idealinin sarsılmaz savunucusuydu. Basının kalemini özgürce oynatabildiği, üniversitelerin bilim üretebildiği, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin meydanlarda korkusuzca konuşabildiği bir özgürlük ikliminin, demokrasinin ana şah damarı olduğunu çok iyi bilirdi. Yanı başındayken hayranlıkla, bir ders dinler gibi izlediğim o yüksek devlet adamı nezaketi, rakipleriyle en çetin siyasi mücadeleleri verirken bile muhafaza ettiği üslup kalitesi, bugün modern siyasetin ve aslında toplum olarak hepimizin en çok muhtaç olduğu derslerin başında gelmektedir. Uluslararası ilişkilerde, dünya liderlerinin karşısında Türkiye’nin saygınlığını ve çıkarlarını titizlikle korurken, gerektiğinde en sert diplomatik yumruğu masaya en yüksek nezaket kuralları içinde koyabilme becerisi, ondan bizlere ve Türk devlet geleneğine devralınan en büyük, en kıymetli "Devlet Aklı" mirasıdır.

Vakur, Mutlu ve Huzurlu Bir Veda

Bir liderin büyüklüğü, sadece iktidardayken imza attığı devasa icraatlarıyla değil, hayatı boyunca ve yaşamının o en zor, en hassas son anlarında sergilediği büyük vakarla da ölçülür. 17 Haziran 2015 gecesi saatler sabaha karşı 02.05’i gösterdiğinde, Türkiye sadece bir Cumhurbaşkanını, bir siyasi dehayı kaybetmedi; koca bir asırlık çınarını, yaşayan en canlı tarihini ve hafızasını kaybetti. O kapkara, hüzünlü gecenin hemen ardından, yüreğimdeki acı sonsuzken ve gözyaşlarım sel olmuşken kameraların karşısına geçip tüm aziz millete ilan ettiğim şu sözler, bugün de ilk günkü gibi kalbimin en derin yerindedir: "Son dakikaya kadar bilinci açık olan Sayın Demirel; vakur, mutlu ve huzurlu bir şekilde hayata veda etti."

O, ömrünün son akşamında, hastane odasındaki yatağında bile benimle Türkiye gündemini konuşacak, memleket meselelerini en ince ayrıntısına kadar tahlil edecek, dış dünyadaki gelişmeleri yorumlayacak kadar büyük, sönmeyen bir vatan sevdalısıydı. Ömrünün her bir saniyesini, her bir nefesini "Büyük Türkiye" idealiyle ilmek ilmek dolduran bu büyük deha, uykusunda, ebedi istirahatgahı olan İslamköy’e, yani doğduğu, çocukluğunun geçtiği o mütevazı topraklara doğru asil bir yolculuğa çıktı. Giderken arkasında hiçbir küskünlük, hiçbir nefret tohumu veya kırgınlık bırakmadı; aksine, dileyen herkesin onu serbestçe eleştirebildiği ama günün sonunda hakkını, emeğini teslim ettiği büyük bir "Demokrasi Kahramanı" olarak tarihteki sarsılmaz ve ulaşılamaz yerini aldı.

On Bir Yılın Ardından Demirel Felsefesi

Bugün aramızdan ayrılışının 11. yılında, onun yokluğunu sadece biyolojik bir eksiklik ya da bir fani ölümü olarak değil; fikirsel, kurumsal ve üslupsal bir büyük boşluk olarak derinden hissediyorum. Sayın Demirel’in siyaset felsefesinin temelinde şu altın kural yatıyordu: Siyasetçileri ve devlet adamlarını, onlar sadece görev koltuğunda otururken değil; o görevlerden ayrıldıktan, güç ellerinden gittikten ve hatta bu dünyadan göçüp gittikten epey sonra, zamanın süzgecinde değerlendirmek gerekir. Ne büyük bir tespittir ki, zaman Sayın Demirel’i her geçen gün, her geçen yıl daha da haklı çıkarmaktadır. Bugün Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik darboğazlar, sosyal gerilimler ve siyasal arayışlar döneminde; onun yatırım iklimine olan güveni, liyakate verdiği değer, hukukun üstünlüğüne olan bağlılığı ve hürriyetçi demokrasiye olan sarsılmaz inancı, adeta karanlıkta yolunu kaybeden gemilere istikamet gösteren bir kutup yıldızı gibi önümüzü aydınlatıyor.

O, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına gönülden bağlı, Cumhuriyetin öz muhafızı ve milliyetçiliği sadece dilde bir slogan olarak değil; ülkenin topyekun kalkınmasında, fabrikalarında, Keban’ında, Atatürk Barajı’nda gören özde bir vatanseverdi. Milletini hiçbir zaman boyun eğecek bir tebaa olarak görmedi; aksine hakları olan, hukuku olan, onurlu ve başı dik bireyler olarak gördü. Özellikle kız çocuklarının okutulmasına, Türk kadınının cemiyet, siyaset ve çalışma hayatında eşit, güçlü ve üretken bir şekilde yer almasına her zaman öncelik verdi. Benim de bugün bir Cumhuriyet kadını, bir tıp hekimi, bir profesör ve bu ülkeye hizmet eden bir siyasetçi olarak bu yolda kararlılıkla yürümemde, arkamdaki en büyük manevi güç ve en büyük destekçim yine o olmuştur.

Onun aziz hatırasını yaşatmak; sadece seneidevriyelerinde anma törenleri düzenlemekle, adını kuru sözlerle yad etmekle sınırlı kalmamalıdır. Bugün Demirel’i gerçekten anlamak; onun asıl mirası olan uzlaşma kültürünü yeniden canlandırabilmek, her ne şartta olursa olsun milletine çare üretebilme azmini (o meşhur "Demokrasilerde çare tükenmez" şiarını) kılavuz edinmek ve insana salt insan olduğu için değer veren o vizyoner bakış açısını bugünün Türkiye’sine enjekte edebilmektir.

Ebediyete intikalinin 11. yıl dönümünde, bu kutsal topraklara, bu aziz millete kattığı tüm eşsiz değerler, anıtsal barajlar, yollar, üniversiteler ve en önemlisi bizlere rehber olarak bıraktığı köklü demokrasi bilinci için kendisine bir kez daha sonsuz minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Ruhu şad, mekanı cennet, hitabı her daim yolumuza ışık olsun. Onun aziz hatırasını ve büyük mirasını her zaman sevgi, derin saygı ve kalbimizde hiç dinmeyen bir hasretle anacak olan yüce milletimizin başı sağ olsun.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.