BİR ŞEHRİN HAFIZASI VE İPLİKSAN’IN ARDINDAN...
BİR ŞEHRİN HAFIZASI VE İPLİKSAN’IN ARDINDAN...
Son günlerde ekonomi dünyası dev ayrılıkları konuşuyor. HSBC ve 1912’den beri bu topraklarda olan BP Türkiye’den çekiliyor. Daha önce Volkswagen, Mazda ve yatırım rotasını Balkanlar'a kıran Tesla örneklerinde olduğu gibi; üreten, istihdam sağlayan devler birer birer sahneden çekiliyor. Peki ya biz? Biz Ispartalılar olarak bu büyük resmin neresindeyiz?
Geçmiş Zaman Olur ki...
Şöyle bir geriye gidelim; 34 yıl öncesine... Rahmetli Turgut Özal’ın o meşhur referandum gezisi. Maviler ve turuncuların yarıştığı, siyasi tansiyonun zirve yaptığı günler. Baladız’dan itibaren Anavatan Partisi İl Başkanı Sayın Çam’ın ricasıyla otobüsün üzerinde video çekimleri yapıyordum. Isparta mitingi Özal için zor geçmişti; protestoların gölgesinde şehri terk ederken Çünür’ü geçince şimdi Isparta Mensucat’ın olduğu alana girmişlerdi. O gün otobüsün üzerinde unutulmuş bir kameraman olarak, aslında bir tarihin canlı tanığıydım.
Özal orada, Erbakan döneminden kalma yarım bir inşaatın önünde "Isparta’ya yatırım olsun" diye bir kurdele kesmişti. İşte o tesis, sonraki yıllarda Isparta Mensucat oldu. Ardından Kimo Tekstil geldi. Küçük yerlerin dedikodusu boldur; her yatırımın arkasında bir bit yeniği arandı. Ama asıl gerçek şuydu: Memleketin kalkınması her şeyden önemliydi.
94 Yıllık Bir Çınar: İPLİKSAN
Tüm bu süreçler yaşanırken zaten orada olan, dimdik duran bir değerimiz vardı: İPLİKSAN. 1930’dan beri, tam 94 yıldır bu şehrin ekmek kapısıydı. Bugün gelinen noktada, bu dev tesisin kapısına kilit vurulması bir Ispartalı olarak yüreğimi sızlatıyor.
Bizim memlekette bir "kıymet bilmeme" hastalığı var. Adına felsefik deyin, sosyolojik deyin ya da genetik; ama elimizdekini tutamıyoruz. Üretim ve rekabetçilik sadece çalışkanlıkla olmaz; ilin yöneticilerinin ve siyasilerinin vizyonuyla olur.
Kayıplar Listesi Kabarıyor
Hatırlayın; bir dönem halıcılıkta dünyada bir numaraydık. Sümerbank’ın kök boya imzası burada atılırdı. Sonra ne oldu? Kişisel hırslar ve yanlış yorumlarla yok olup gitti.
Koteks: Binlerce kişiye iş veren dev bir pantolon fabrikasıydı.
Senir’deki Salça Fabrikası: Bölgenin tarım gücüydü.
Küçük Tütüncülerin Fabrikası: 2000’li yıllarda Fethi Abimiz destek beklerken, ne siyasiler ne de vatandaş elinden tuttu; rekabete yenik düştü.
Ahmet Şahlan’ın Mobilya Fabrikası: Yatırımını teşvikli bölgeler yerine "memleketim" diyerek Isparta’ya yaptı. DMO akreditasyonlu, son teknoloji bir tesisti. Peki, o dönem ihaleleri yapılan kamu binalarının ahşap işleri neden bu yerli fabrikaya verilmedi? Neden kendi yatırımcımızı dışarıdan gelenlere ezdirdik?
Duyarsızlığın Bedeli
Zamanında Isparta’yı ziyaret eden Maliye Bakanı’na İPLİKSAN’ı gezdirirken, yanındaki vekillerin "Bu fabrika yeni mi?" diye sorması, aslında bu şehre ne kadar yabancı olduklarının en acı ispatıydı.
Sahipleri efendiliklerinden susuyor olabilirler ama eminim boğazlarında düğümlenen çok şey vardır. Şimdi siyasi erk çıkıp "Biz ne yapabilirdik ki?" diyebilir. Cevabı belli: Pasif kalmak yerine, tekstilde uygulanması gereken projeleri dinleyip hayata geçirebilirdiniz.
Sonuç olarak;
Kendi egosunu tatmin eden yöneticilerle, onları sorgulamadan alkışlayan bir toplum yapısıyla buraya kadar geliyor yolun sonu. Küçük işletmesine sahip çıkmayan, kiracısını korumayan, yatırımcısını küstüren bir anlayış; en sonunda 94 yıllık İPLİKSAN’ı da kaybeder.
Gitti mi gidiyor... Biz de arkasından sadece bakıyoruz.
Kalın sağlıcakla.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
