TOPLUM ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE Mİ İTİLMEK İSTENİYOR?

ISPARTA 30.04.2026 - 00:15, Güncelleme: 30.04.2026 - 00:15
 

TOPLUM ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE Mİ İTİLMEK İSTENİYOR?

Eğer bir insan; gruplar ve toplum “nasıl olsa kaybedece(ğim-ğiz) / zarar görece (ğim-ğiz) ” düşüncesine sistematik biçimde sürükleniyorsa, psikolojide bunun adı “öğrenilmiş çaresizliktir”.
Öğrenilmiş çaresizlik metodu daha çok psikolojik savaş ve propaganda çalışmalarında kullanılmaktadır. Bunu plânlayan devlet yada devlet dışı organizasyonlar dost kitlesine  “mutlak galibiyet- mutlak zafer” duygusunu aşılarken, nötr durumda -ortada olanlara- “biz kazanacağız, sende bizimle olursan kazanırsın”, hasım gördüğü taraf ise “direnci kırılarak ve mücadele etme isteği, azim ve iradesi azaltılarak hatta tamamen ortadan kaldırılarak, - Ne yaparsam yapayım sonuç değişmeyecek. - Zaten kaybedeceğim.” - Ben/biz bu gelişmelerden kaçınılmaz olarak zarar göreceğiz.  O zaman “direnç göstermemeliyiz- zarar görmemek için teslim olmalıyız” duygu, düşünce ve davranış gösterecek hale getirilir. Ve bu noktaya geliş sosyal medyayı kullanırken, evinde pijamasını giymiş gazetesini okurken, kitle iletişim araçlarını takip ederken, TV ekranının başında elinde kahvesini yudumlarken oluşur. Son günlerde bilinçli ya da bilinçsizce bu yapılmaktadır. TV kanalları yayınlarında devletin politikasını, ülkemizin hassasiyetlerini ve toplumun psikolojisini önemsemiyor dersek yanlış olmayacaktır. Bunun delilleri; kullanılan görüntüler, örgütlerin çizdiği haritalar, ekrana çıkarılan ne idüğü belirsiz kişilerin beyanları vs. dir. İran’a yönelik İsrail+ABD saldırılarında savaşın tümü ve bombalanan Telaviv-Tahran-Beyrut–Hayfa vb. şehirlerle ilgili yayınlar sabahtan gece yarılarına kadar yapılmakta, uzmanlıkları tartışmalı kişilerin saçmaladığı programlar tekrar tekrar yayınlanmaktadır. Hatta söz konusu haber-haber yorum -tartışma programlarına sıcak savaşın yaşandığı şehirlere gönderilen muhabirler “iki füze daha atıldı-koruyucu sistem birini yakaladı diğerini yakalayamadı, sirenler çaldı, halkın sığınaklara girmesini temin için silahlar atıldı, halk sığınaklara kaçıyor” gibi yayıncılık değeri  olmayan görüntü ve değerlendirmelerle programlara “sos” mahiyetinde katılım sağlamaktadırlar. Tüm bunlar yapılırken bu yayınların kişi ve toplum üzerindeki olası etkilerinin hesaba katılmadığı, karadüzen yayın saatini doldurmaya çalışıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu tür yayınları yapan TV kanalları mobese kamerası görevi görürken, evlerimizi harp karargahına dönüştürmektedir. Hoyratça yapılan saldırı, bombalama, yıkım, tahrip edilmiş binalar-köprüler-okullar-hastaneler- evler-karakollar, saldırılarda ölen insan sayılarının insan ve dolayısıyla toplum psikolojisi üzerinde ne gibi etkiler uyandırdığı, bu etkilerin insan ve toplumsal davranışlarda ne gibi olumsuzluklara, değişikliklere sebebiyet verdiği örneğin bu savaşın mutlak galibi olarak gösterilen hatta cübbesiyle her konuda fetva veren şahsında “zarar görmemek için güçlü olanların suyuna gidilmeli” telkininde olduğu gibi süper güç diye bilinen devletlere karşı teslimiyet duygusunun oluşturulması, kaçınılmaz mağlubiyet ve dolayısıyla gönül rızası ile teslimiyet davranışına toplumu götürebileceği düşünülüyor mu acaba? Tüm bunlar “Türkiye’de saldırılacak ülkeler arasında ama daha sırası gelmedi” diye küstahça sözlerin sarf edildiği, savaşı başlatan devlet yetkililerinin bunun bir “din savaşı” olduğunu alenen dillendiriyor olduğu bir dönemde yaşanılıyor olması düşündürücüdür. Sebep olacağı etkilerin telafisine imkân ve zaman bulunamayacak kadar başıboşluğun, kural tanımamanın, kendi keyfine göre yayıncılık yapılmasının normal olmadığı, bunun demokrasi ve özgür yayıncılıkla izah edilemeyeceği açıktır. Konunun yeterince özenli irdelenmediğini düşünenlerdenim.
Eğer bir insan; gruplar ve toplum “nasıl olsa kaybedece(ğim-ğiz) / zarar görece (ğim-ğiz) ” düşüncesine sistematik biçimde sürükleniyorsa, psikolojide bunun adı “öğrenilmiş çaresizliktir”.

Öğrenilmiş çaresizlik metodu daha çok psikolojik savaş ve propaganda çalışmalarında kullanılmaktadır. Bunu plânlayan devlet yada devlet dışı organizasyonlar dost kitlesine  “mutlak galibiyet- mutlak zafer” duygusunu aşılarken, nötr durumda -ortada olanlara- “biz kazanacağız, sende bizimle olursan kazanırsın”, hasım gördüğü taraf ise “direnci kırılarak ve mücadele etme isteği, azim ve iradesi azaltılarak hatta tamamen ortadan kaldırılarak,

- Ne yaparsam yapayım sonuç değişmeyecek.

- Zaten kaybedeceğim.”

- Ben/biz bu gelişmelerden kaçınılmaz olarak zarar göreceğiz.  O zaman “direnç göstermemeliyiz- zarar görmemek için teslim olmalıyız” duygu, düşünce ve davranış gösterecek hale getirilir.

Ve bu noktaya geliş sosyal medyayı kullanırken, evinde pijamasını giymiş gazetesini okurken, kitle iletişim araçlarını takip ederken, TV ekranının başında elinde kahvesini yudumlarken oluşur.

Son günlerde bilinçli ya da bilinçsizce bu yapılmaktadır.

TV kanalları yayınlarında devletin politikasını, ülkemizin hassasiyetlerini ve toplumun psikolojisini önemsemiyor dersek yanlış olmayacaktır. Bunun delilleri; kullanılan görüntüler, örgütlerin çizdiği haritalar, ekrana çıkarılan ne idüğü belirsiz kişilerin beyanları vs. dir.

İran’a yönelik İsrail+ABD saldırılarında savaşın tümü ve bombalanan Telaviv-Tahran-Beyrut–Hayfa vb. şehirlerle ilgili yayınlar sabahtan gece yarılarına kadar yapılmakta, uzmanlıkları tartışmalı kişilerin saçmaladığı programlar tekrar tekrar yayınlanmaktadır.

Hatta söz konusu haber-haber yorum -tartışma programlarına sıcak savaşın yaşandığı şehirlere gönderilen muhabirler “iki füze daha atıldı-koruyucu sistem birini yakaladı diğerini yakalayamadı, sirenler çaldı, halkın sığınaklara girmesini temin için silahlar atıldı, halk sığınaklara kaçıyor” gibi yayıncılık değeri  olmayan görüntü ve değerlendirmelerle programlara “sos” mahiyetinde katılım sağlamaktadırlar. Tüm bunlar yapılırken bu yayınların kişi ve toplum üzerindeki olası etkilerinin hesaba katılmadığı, karadüzen yayın saatini doldurmaya çalışıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu tür yayınları yapan TV kanalları mobese kamerası görevi görürken, evlerimizi harp karargahına dönüştürmektedir. Hoyratça yapılan saldırı, bombalama, yıkım, tahrip edilmiş binalar-köprüler-okullar-hastaneler- evler-karakollar, saldırılarda ölen insan sayılarının insan ve dolayısıyla toplum psikolojisi üzerinde ne gibi etkiler uyandırdığı, bu etkilerin insan ve toplumsal davranışlarda ne gibi olumsuzluklara, değişikliklere sebebiyet verdiği örneğin bu savaşın mutlak galibi olarak gösterilen hatta cübbesiyle her konuda fetva veren şahsında “zarar görmemek için güçlü olanların suyuna gidilmeli” telkininde olduğu gibi süper güç diye bilinen devletlere karşı teslimiyet duygusunun oluşturulması, kaçınılmaz mağlubiyet ve dolayısıyla gönül rızası ile teslimiyet davranışına toplumu götürebileceği düşünülüyor mu acaba?

Tüm bunlar “Türkiye’de saldırılacak ülkeler arasında ama daha sırası gelmedi” diye küstahça sözlerin sarf edildiği, savaşı başlatan devlet yetkililerinin bunun bir “din savaşı” olduğunu alenen dillendiriyor olduğu bir dönemde yaşanılıyor olması düşündürücüdür.

Sebep olacağı etkilerin telafisine imkân ve zaman bulunamayacak kadar başıboşluğun, kural tanımamanın, kendi keyfine göre yayıncılık yapılmasının normal olmadığı, bunun demokrasi ve özgür yayıncılıkla izah edilemeyeceği açıktır. Konunun yeterince özenli irdelenmediğini düşünenlerdenim.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.