HALK BİR LOKMA EKMEK İÇİN EVİNİ, BAĞINI, BAHÇESİNİ SATTI!
HALK BİR LOKMA EKMEK İÇİN EVİNİ, BAĞINI, BAHÇESİNİ SATTI!
Kıymetli hemşehrilerim, bazı belgeleri kaynakları incelerken gözlerim doluyor ve bir kez daha günümüze şükrediyor, dönemin vehametini çığlıklarla duyurmak içimden geliyor.
Ama halen bazı yazılarımı nostalji ya da siyaseten bir şut atarım gayesiyle düşünenlere inat paylaşmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
19 Mayıs 1610 tarihli bir Osmanlı arşiv belgesi, Yalvaç'ın bundan 416 yıl önce yaşadığı büyük acıları, çaresizliği ve ekonomik yıkımı net bir şekilde belirtmiş.
Yalvaç’ta bir zamanlar öyle acılar çekilmiş ki insan okudukça hüzünleniyor, atalarımızın yaşadığı felaketleri düşündükçe insanın boğazı düğümleniyor.
Yıl 1610…
Yalvaç, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. Celâlî eşkıyaları bölgeye musallat olmuş. Halkın malları yağmalanmış, yiyecekleri ellerinden alınmış, evleri ateşe verilmiş. Bütün bu felaketlerin üzerine bir de kıtlık çökmüş.
Açlık kapıya dayanmış, yoksulluk dayanılmaz hâle gelmişti.
Bir zamanlar on bin akçe değerindeki evler, bağlar, bahçeler ve araziler, bir kile buğdaya, hatta bir tülbende elden çıkarılmıştı! Beş bin akçelik mülkler ise yarım kile darıya verilmişti.
Düşünebiliyor musunuz? O dönem için o yokluklar içinde yıllarca emek vererek sahip olduğu toprağını, ailesiyle yaşadığı çatma ve toprak evini, alın teriyle yetiştirdiği bağını bahçesini bir avuç yiyecek karşılığında vermek zorunda kalması ne büyük bir çaresizliktir! Vermek zorunda kalmış çünkü yok, yok yok.
Yokluk nedir bilir misiniz? Öyle bir çulumuz vardı lastik ayakkabı giyerdik yokluğu değil bu. Kundaktaki bebeğin vitaminsizlikten ölmesiydi, sıtmaya, koleraya, vereme yakalanın doğrudan ölmesiydi. Tarım arazilerinin ekilememesi, mahsulün olmaması otlardan zehirlenmelerin, buğdayın olmadığı, ağaçlarda tarlalarda 1 tane dahi eriğin olmadığı bir yokluk bu.
Kim bilir kaç ana, çocukları aç kalmasın diye son lokmasını onlara ayırdı? Kim bilir kaç baba, ailesini hayatta tutabilmek için yılların emeği olan evinden, toprağından vazgeçti?
Bunlar belgenin satırlarında yazmayan ama anlatılan felaketin insana düşündürdüğü acılardır.
Sonunda satacak hiçbir şeyi kalmayan Yalvaçlılar, doğup büyüdükleri toprakları terk etmek zorunda kaldılar. Tek çare göç ve ekmek aramaktı, 1 şinik buğday bulsa o mevsim geçecekti belki ama yoktu.
Arkalarında evlerini, bağlarını, bahçelerini, değirmenlerini ve belki de bir daha göremeyeceklerini düşündükleri memleketlerini bıraktılar.
Türk geleneklerinin, köklü aile bağlarının ve asırlık kültürümüzün yaşatıldığı Yalvaç topraklarında, atalarımız bu kez yalnızca eşkıyayla değil, açlıkla, yoklukla ve gurbetle de mücadele etmek zorunda kaldı.
Aradan yaklaşık on yıl geçti.
Nihayet bölgede huzur ve güvenlik yeniden sağlanmaya başladı. Yurtlarını terk eden insanların geri dönmeleri için ferman çıkarıldı.
Yalvaçlılar da memleketlerine dönmek istediler. Ancak ortada büyük bir sorun vardı: Ne sığınacak evleri kalmıştı ne de ekip biçecek toprakları…
Bunun üzerine Sultan Ahmed’e başvurdular.
19 Mayıs 1610 tarihli hükümde, Yalvaç kadısına açık bir emir verildi. Halkın çaresizlik içinde yok pahasına sattığı evlerin, arazilerin, bağların, bahçelerin ve değirmenlerin eski sahiplerine geri verilmesi istendi. Üstelik bunları satın alanların ödedikleri bedelleri geri talep etmemeleri emredildi.
Memleketine dönen halkın üç yıl boyunca ağır vergilerle sıkıntıya düşürülmemesi de hükme bağlandı.
Padişah, halkın korunmasını, hiç kimsenin zulüm ve haksızlığa uğratılmamasını, emre karşı gelenlerin ise merkeze bildirilmesini istedi.
Kıymetli hemşehrilerim, Yalvaç topraklarında nice hayatlar yaşandı. Nice ocaklar söndü, nice aileler dağıldı. Nice insan, doğduğu topraklara yeniden kavuşabilmenin özlemiyle yıllar geçirdi.
Bu belge anlatıyor ki Yalvaç'ın tarihi yalnızca zaferlerin, kahramanlıkların ve büyük şahsiyetlerin tarihi değildir. Aynı zamanda yokluğa direnen, yurdundan koparılan, bütün varlığını kaybetmesine rağmen yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanların da tarihidir.
Bugün okullarımızda çocuklarımıza pek çok bilgi öğretiyoruz. Elbette her dersin ayrı bir değeri var. Ancak yılda birkaç kez, yalnızca yarım saatimizi ayırarak çocuklarımıza yaşadıkları şehrin tarihini, atalarının çektiği acıları, verdikleri mücadeleleri anlatsak ne kaybederiz?
Ama tabi kimin uğrunda ki?
Yalvaçlı bir çocuk, 1610 yılında kendi memleketinde insanların bir lokma ekmek uğruna evlerini, bağlarını, bahçelerini terk etmek zorunda kaldığını bilse, yaşadığı toprağa daha farklı gözlerle bakmaz mı?
Çocuklarımıza Napolyon’u, Ameriko Vespuçi’i, katliamlar yapan Kristof Kolombu ne biliyim dünyanın tarihini öğretirken kendi memleketlerinin tarihinden 1 saati çok gören sisteme ne demeli?
Bugün bizlere düşen, atalarımızın çektiği bu acıları unutmamak ve onların büyük bedeller ödeyerek yaşadığı toprakların kıymetini bilmektir.
Bir memleketin gerçek tarihi, yalnızca saraylarda verilen kararlarla değil, o memleketin insanlarının çektiği acılarla da yazılır.
Yalvaç'ın toprağında yalnızca tarih değil, atalarımızın alın teri, gözyaşı ve mücadelesi vardır bunu unutmayalım.
Belgenin günümüz diliyle çevrisi:
"Yalvaç Kadısına Hüküm:
Adı geçen kazanın halkı bir dilekçe sunarak şu hususları bildirmiştir:
Bundan önce Yalvaç kazasına Celâlî eşkıyasının musallat olması sebebiyle halkın malları ve yiyecekleri yağmalanmış, evleri yakılmıştır. Bunlardan başka, Allah'ın takdiriyle kıtlık ve zahire darlığı da meydana gelmiş, fakir halk geçimini sağlamakta büyük sıkıntılara düşmüştür.
Bu sebeple halk, geçimini temin edebilmek için tasarrufunda bulunan evlerini, arazilerini, bağlarını, bahçelerini ve değirmenlerini son derece düşük bedellerle satmak zorunda kalmıştır.
Öyle ki on bin akçe değerindeki bazı mülklerini birer kile buğdaya veya bir tülbende; beş bin akçe değerindeki mülklerini ise yarım kile darıya vermişlerdir.
Böylece o günlerde yiyecek temin ederek hayatta kalmaya çalışmışlar; ancak sonunda ellerinde hiçbir mal ve mülk kalmadığından her biri yurdunu terk ederek başka yerlere gitmiş ve oralarda geçinmeye çalışmıştır.
Allah'ın yardımıyla şimdi yeniden huzur ve güvenlik sağlanmıştır. On yıldan beri başka yerlerde bulunanların kendi memleketlerine dönerek eski yerlerine yerleşmeleri hakkında ferman çıkarılmıştır.
Bu sebeple söz konusu halk da eski yurtlarına dönmek istemektedir. Ancak evlerini, arazilerini, bağlarını, bahçelerini ve değirmenlerini daha önce çok düşük bedellerle başkalarına sattıklarından, geri döndüklerinde ekip biçecek arazileri ve oturacak evleri kalmadığını bildirmişlerdir.
Bunun üzerine, daha önce mülklerini satın alan kişilere verdikleri zahire, çeşitli mallar ve paralar geri verilerek evlerinin, arazilerinin, bağlarının, bahçelerinin ve değirmenlerinin yeniden kendilerine teslim edilmesi hususunda padişah emri verilmesini talep etmişlerdir.
Bu talepleri üzerine, söz konusu evleri ve diğer mülkleri satın alanların bunları eski sahiplerine geri vermeleri; daha önce ödedikleri bedelleri ise eski sahiplerinden talep etmemeleri emredilmiştir.
Ayrıca memleketlerine yeniden dönen halkın üç yıl boyunca ağır vergiler ve yükümlülüklerle sıkıntıya düşürülmemesi hakkında da emrim verilmiştir.
Buyurdum ki:
Bu hükmüm sana ulaştığında, yukarıda açıklanan emrim gereğince hareket edesin.
Daha önce bu kimselerin evlerini, arazilerini, bağlarını, bahçelerini ve değirmenlerini çok düşük bedellerle satın alanlara kesin bir şekilde tembih ve ihtarda bulunasın.
Herkes, satın aldığı evleri, arazileri ve diğer mülkleri eski sahiplerine geri versin. Bunları satın alırken ödedikleri zahire ve diğer bedelleri, eski sahiplerinden yeniden istemesinler.
Memleketlerine dönen halk, üç yıl boyunca ağır vergiler ve yükümlülüklerle sıkıntıya sokulmasın.
Bütün reayayı titizlikle koruyasın. Hiç kimsenin halka zulmetmesine ve haksızlık yapmasına izin vermeyesin. Halkı daima himaye edip koruyasın.
Evlerini ve diğer mülklerini satın alanlardan bu malların geri alınarak eski sahiplerine teslim edilmesi hususunda gayret gösteresin.
Bu emre karşı gelip direnenleri isimleriyle birlikte yazıp merkeze bildiresin.
Böyle bilesin."
Kaynak: Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, Mühimme Defteri, A.DVNSMHM.d, nr. 79, hüküm 526, 25 Safer 1019.
Bekir MANAV – 25.10.2026
Tarihçi – Yazar
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
